Reklam istemezük

Dün sabah kalktım, e-mail’ime baktım ve Yesek’e iki yorum gelmiş diye önce sevindim. İkisi de sabah 4’e karşı. Önce bir mesajları paylaşayım sizinle:

New comment on your post #413 "Sosa'da tahıl salatası"
Author : selin
E-mail : selin@yahoo.com
Comment:
SOSA mııı??? ıııyyyk iğrenç bir cafe ....
kanyon güzel yer olmuş SİNEMALARDAN +PUAN ALDI BİZDEN KANYON.le pain şık bir yer.ayrıca güzel mağazalarda var.ammaaa yemeğe gittim geçenlerde  nasıl olduysa önünden geçerken SOSA diye bir yere girdik.
ama gerçekten SOSA iğrenç bir yermiş.yazılanları dinlemeyip maalesef gitme gafletinde bulundum.
ne servisi servis nede temizlikten bir eser var.yiyecekler ise ayrı bir alem önünüze bir ot karışımını yemek diye koymazlarmı.bir dahamı asla BENİM İÇİN SOSA BİTMİŞTİR ARTIK !!!!!!

hemen arkasındaki MOZZARELLA ya gittik bir kaç gün sonra inanın servisde yiyeceklerde süperdi tam bir italya yaratmışlar .haftaya diğer mekanları deniyeceğim.

Bu ilki. Hemen ardından diğer yorum.

New comment on your post #523 "Pidos'tan rossi"
Author : emel
E-mail : emel_5@yahoo.com Comment:
pizza yenilecek artık tek yer var o da kanyondaki MOZZARELLA RİSTORANTE.
gerçekten tam bir italyan pizzası.yani orijinal ve incecik hamurlu.tıpkı venedikte yediğim gibiydi..

Aynı anda ikisinin de Mozarella’yı övmesinden kıllanıp bir de Statcounter’a bir baktım ki ikisini yazan aynı kişi. Zaten selin@yahoo.com da yeterince inandırıcı olmamış. Bu iki yorumun reklam niyetli olduğuna karar verip siliyorum. Yesek’te herkesin gerçek fikrini duymak istiyorum, onun için açtım bu blog‘u. Okuyanlar da bu konuda güven duyabilsin. Yoksa ne anlamı var yaptığımın?

Kapananlar

Aslında Erguvan ve Markiz‘le farkında olmadan, çok zamandır niyet ettiğim bir işe girişmiş oldum. Her yerlerde yeni açılan, gıcır gıcır yerler hakkında haber bulmak mümkündür de kapanan yerler nedense sessiz sakin kapanıverirler. Ben kapanan yerler hakkında da bilgi sahibi olmak istiyorum halbuki. Madem bunu yapan yok, iş başa düşüyor.

Bu işi nostaljik hislerle veya ebediyen kızgın ama uyuşuk şehir planlamacı “sağduyusuyla” yapmak da mümkün, New York’ta restoranlar battıkça sadist bir zevk alan restoran blogcuları gibi (ör. Eater Deathwatch) akbaba-vari bir şekilde yapmak da. Benim derdim kısa vadede kapı duvar olmamak uzun vadede ise Mehmet Gürs’ün “Kafe açanların yüzde 90’ı ilk yıl batıyor. Geri kalan yüzde 10’unun yarısı da ikinci yıl”* iddiası ne kadar doğru, onu görmek.

Son bir ay içinde kapandığını duyduklarım veya gördüklerim aşağıda. Sizden de bekliyorum haberler (iş başa düştü derken sizi de kastettim).

  • Tünel’de Markiz ikinci defa kapandı.
  • Tünel Meydan’ında Four Seasons restoranı kapanmış, yerine Gloria Jeans Coffee açıldı.
  • Selamiçeşme – 18 Mart’ta Niyazibey Kebapçısı kapanmış, Saray açılacakmış.
  • Caddebostan Plaj Yolu’nda Scholtzsky’s Deli kapandı Starbucks oluyormuş.
  • Bostancı Çatalçeşme’de Han Köftecisi kapandı, Saray oldu ki Saray’ı teftiş etmiştik.
  • Nişantaşı’nda Saros Balıkçısı anlaşılan el değiştirdi, Nişantaşı Balıkçısı oldu çünkü garsonlar aynıymış.

Eski Markiz, yeni Robert's Coffee

Markiz yerine açılan Robert’s Coffee.

Eski Four Seasons, yeni Gloria Jean's

Yeni Gloria Jean's ve İsveç konsolosluğunun bahçesi

Tünel’de Four Seasons lokantasının yerine açılan Gloria Jean’s Coffee.

Susam’da tost

Kahvaltı ettikten üç saat sonra tost tost diye ağlamam Suna’ya mantıklı gelmediyse de Ortaköy’den Bebek’e yürümek onu da bitirmişti ve Susam’a oturmamıza laf etmedi. Bebek’teki bu büfe sosyetiklik ve tikilik mabedinin tam merkezinde ve ona göre şık şıkıdım dekoru var ama tostu hem 2 lira hem güzel. Tost, greyfurt suyu, ayran. 5.5 lira.

Zeliş Cafe’de açık büfe

Suna’nın Pazar sabahı erken gelmesi harika oldu. En geç 10:30’ta Ortaköy meydanında bulduk kendimizi. Kahvaltı ettik, sonra Bebek’e kadar yürüdük. Hava da harikaydı. Ortaköy’de çaycılardan birine oturduk, adı Zeliş Cafe olanına. Açıkbüfe kahvaltı olayına başlamışlar. Bildiğimiz kahvaltı tabağındaki çeşitler var. Tabii bu çaycıların boşken yapışarak teşrifat yaptıkları, doluyken suratına bakmadıkları, bir oturdun mu çayı kazık fiyatlardan verdikleri gerçeğini değiştirmemiş. “Rekabet edebilir” olmuşlar sadece. Bir kahvaltı, bir gözleme, bol çay, 31 lira.

Bibuçuk’da kanat

İstanbul Sokak Stili partisinde yemek olacak ama teftiş etmeden önce biraz birşeyler yiyelim’ dedik, iyi ki demişiz çünkü yemek memek görmedik. Yakışıklı asteğmene rezil olmayayım diye çok yer önerdim, Bibuçuk’u seçti. Bira ve muhabbet için iyi bir yerdi. O sosisinden memnundu, ben 4 farklı tür kanat olan tabağımdan memnundum. Efes Dark vardı. Sonuçta taklit, evet, ama özenti değil, kazıkçı değil, iddiası neyse o, azı değil, fazlası değil. Yine de esas muhabbet ilginçti çünkü herhalde askerlik maceralarını “çok şey öğrendim” diye anlatabilecek olan, yani şanslı olan değil kendi şansını yaratmasını bilen nadir insanlardan biri Ufuk. Sosis tabağı 14,5, bira 6 lira.

www.bibucuk.com

Beerport’ta Port Pizza

Efes Pilsen’in birahaneleri iyileştirme procesini ne kadar takdir etsem de aslında beğenmiyorum. Mediokrasi şeysiler. Özellikle yemekleri. Yine de Beşiktaş’ta olsun, açık hava olsun, çaycıdan fazlası olsun deyince Beerport’ta bulduk kendimizi. Hayalimizin aksine çıstak müzikli ve sigara dumanlı oldu. Ama bu arada keşfettik ki aynı binada bir de Wineport diye bir kardeşi var. Madem şarapçılar tuttu, madem bu Beerport tuttu, ikisini tokuşturalım hesabı. Efes girişimi diye anladım. Güzel güzel boştu, menüsü aynıydı. Bilseydik oraya giderdik.

Yazarlardan mutlaka yemekten bahsetmelerini istiyorum, ben de edeyim. Şefin salatası tonlarca aysbergin üstü süslenmişi. Port pizza, donuk karides ve kalamarla ne iyi ne kötü. Midye tavadaki 6 midyenin tanesi bir liraya geliyor. Halbuki balıkçıda 40 tanesini 5 liraya falan. Artık diyet kola yerine bilerek mi yanlışlıkla mı normal kola getirdiler diye deşmeyeyim.

Adiyomamma’da topik ve doğaçlama

Pek yemek yemedim Adiyomamma’da. Yemiştim zaten. Evden çıkmış olmak için gittim, katıldım Emel’lere. Rakı içtim, bir iki mezenin tadına baktım. İki adam ortadaki masaya geldiler, kutularından müzik aletlerini çıkardılar, akor yaptılar. Meyhanede biri klasik, biri elektro-kemanla fasıl çalacak olmaları çok normal geldi. Öyle zannettim önce. Halbuki çok uzun zamandır dinlediğim en güzel, en ilginç müziği yaptılar. Tanıdık parçalarla başlayıp caz çalar gibi doğaçlama yaptılar. Bir ara klasik Rus parçaları çaldılar. Gazeteci olsam, fasıl-caz, pardon pardon, fasıl-jazz diye tarif etmem mümkün olurdu. Kendileri için çalıyorlar, ara verdiklerinde konuşuverirken iki dakika sonra tekrar başlıyorlardı. Daha önce bir viyolonselcinin de eşlik ettiği bir gece, herkes ağlama noktasına gelmiş Ümit’in dediğine göre. Kimdirler, ne sıklıkta çalarlar, konservatuarlı mıdırlar, sormadım ama arada sırada buradalar anlaşılan. Hatta websitesinde ayrıntısı varmış meğer.

Mititey köfte boyunda topikleri vardı. Bir de acılı, bol sarmısaklı yoğurtlu ezme vardı, ekmeğe sürdüm sürdüm yedim.

www.adiyomamma.com

Zencefil’de kerevizli bulgur

Akif açısından zor bir akşamdı. Emel Zencefil’i teklif edip “et yok ama” diye uyarınca, “türlü türlü et yemekleri yok” diye anlamış, eti olmayan lokantanın iş yapabileceğini hiç düşünmemiş. Cidden hiç et olmayan bir yerde yemek yedi ve robotik, aksiyon falan olmayan bir Japon çizgi filmine gitti. Güçlü, zavallı, daha bir hazırdı galiba ama etli bir yemekmiş hissini verebilecek olan Halep dolma fikrine o da atladı. Kurutulmuş patlıcandandı ve etli değil, mercimekliydi. Emel’le bense ıspanaklı börekti, kerevizli bulgurdu tipik Zencefil işi güzellikleri afiyetle yedik. Bulgur iyi bir icattı. İçi nane, rendelenmiş kereviz ve bulgurdan, üstü gratine bir pay. Tatlılardan ise ne balkabaklı pay, ne de limonlu pay (bildiğimiz lemon meringue pie) yeterince şekerliydi. Ama bilerek ve isteyerek az şekerli yapmışlar bence. Zenfecil şarabı da içtik. Baba Miyazaki değil, oğul Miyazaki’nin filmi olduğunu sonradan öğrendiğimiz Yerdeniz Hikayeleri, yemek kadar zevkli değildi. Adam başı 35 lira gibi. Bir de Zencefil’de oturmadan önce sıra bekledik, bayağı bayağı büyük şehir şeysi oldu.