Tıkıntı’da pestolu makarna

Şöyle ayıp birşey yaptım: Yesek listesi diye adlandırdığım sayfadaki yerlerin adreslerini falan ararken, bazılarını elemeye karar verdim. Ya tam içime sinmemişti ya da arada tekrar gittim ve aslında önerebileceğim bir yer olmadığını anladım. Birkaçını “uzun liste” diye birşeye alacağım, close but no cigar gibisinden.

İşin kötüsü, çıkarmadıklarım konusunda şüpheye düştüm çünkü bugün Tıkıntı’dan bayağı mutsuz ayrıldım. Öğlendi, boştu. Selçuk çizburger ve sezar salata, ben ise pestolu tagliatelle istedim. Çizburgerin hazır köfteden olduğunu biliyorduk ama daha önce bal gibi marulla yapabildikleri sezar salatasını aysbergden yapmışlardı, zevksizdi. Bana ise tagliatelle değil penne getirdiler ve itiraz etmeye üşendim. Pestosu ise pesto değil kuru fesleğenden ağır kremalı bir sostu. Hatta sentetik knor bulyon tadı damağıma yapıştı, hala geliyor. Verip veriştirmek gibi bir niyetim yok ama benim sevdiğim yerle alakası kalmamış. Daha sonra zaten Yasemin “biz artık oradan hiç ısmarlamıyoruz” dedi. Hayal bu ya, listeden bakıp da oraya gitmiş olan varsa özür dilerim. Listedeki diğer mekanların sahiplerinden de. İki de kolayla 29 lira.

Tad’da zeytinyağlı bakla

Tad LokantasıOsmanbey’in yokuşlu, labirentli tekstilciler deryasının ortasında bir yerde Tad Lokantası. Benzetmeyi tamamlamak için bir ada diye tarif etmek gerek. Çok düzgün, temiz bir esnaf lokantası. Tekstilci patronlar için. Yemekleri fazla pişip kurumamış, dağılmamış. Seçim yapması da zor. Hünkarın stilini andırıyor genelde. Lokanta sahiplerinin kendileri de müşterisi gibi görgülü esnaf sanki. Sebzeli tavuk dolması, püresi, iç pilavı tam ayarında. Gulaş dedikleri arpacık soğanlı havuçlu et yemeğinin gulaş olmadığını hemen annem söyler, düzeltir ama benim derdim etin biraz sert olması. Zeytinyağlı baklanın baklası yumuşacık ama biraz fazla şekerli. Şekerparesi de güzel. Emin kızmasın diye hemen tarif ediyorum: Osmanbey’de Mecidiyeköy Vergi Dairesi’nin karşısındaki sokaktan girince soldan üçüncü, çıkmaz olan sokakta sağda. Su, çay ve kahveyle 38 lira.

Pearl’de pazar kahvaltısı

Hani Bebek’te Koru Kahvesi’nin yanında eskiden pek popüler olan bir bar vardı ya, neydi adı? Üç-dört aydır Pearl diye bir yer artık orası. Pazar kahvaltısı için bir taraftan bir çekiciliği yok çünkü civcivli değil, yeşilliğin ortasında değil, gazetelerle yayılmaya uygun değil ve servisin aksak olduğu belli. Diğer bir taraftan da Koru Kahvesi’nin aksine boş olduğundan güzel manzara ve açık büfedeki tüm yemekler size kalıyor. Başka bir zaman gelmek ister miyim, emin değilim. Portakallı ördek, fajita, hamburger; ne isterseniz var menüde. Açıkbüfe 30 lira.

Kordon’da Levrek

İş yemekleri için özellikle tercih ettiğim bir mekan Kordon. Eski bir sumahan – yani rakı / alkol yapılan yer modern bir dekorasyona kavuşmuş, Çengelköy sahilde denize sıfır. Eğer isterseniz karşıdan motorla gelip ufak iskelelerine bağlanmak da mümkün.

Bugün iki arkadaşımla öğle yemeğine gittik. Lakerda, ahtapot, deniz börülcesi ve yeşil salata ile başladık. Hepsi, bu restorana her gittiğimde olduğu gibi tam kıvamında geldi. Balık için garsonun fikrini sorduk, deniz levreğinde karar kıldık. Büyük bir levreği üç kişiye paylaştırdılar, hafif sulu kalmayı başarmış, çatalda tel tel olabilecek kararda pişirilmişti. Ümit’in suflesi son derece lezzetli görünüyordu, fakat ben sade kahveden vaz geçmedim. Fakat kahveyi bir nebze gereğinden ılık buldum, ya fincan fazla soğuktu, ya da servise çıkmadan bir parça beklemişti.

Her gittiğinde aynı kaliteyi verebilen bir mekan Kordon. Yine beğendim. Adam başı 100 YTL.

Refik’te kıraça

Hayri, Alican ve Itır, Zeytinlik’i boşça bulduklarından Refik’i tercih ettiler ve yeni yerinde, Gül’le Gügü’nün masasına oturduk. Bu işten Alican karlı çıktı çünkü onların hamsisinden otlandı. Biz ise toriğin kuyruğundan sert lakerdaya talim ettik. Bence eğer yemekle ilgili aklınızda pek izlenim kalmasın, tipik bir meyhane muhabbeti yaşamış olalım diyorsanız, Refik harika bir seçim. Tüm mezeleri genelde düzgün, hatta mesela patlıcan salatası çok iyiydi. Ama ilginç tek şey, kıtır ve güzel kızartılmış kıraça idi. Geçen gün Deniz uzun uzun anlattıysa da, kıraçanın istavritin küçüğü olduğunu ancak bugün yiyince idrak edebildim. Hayri ısmarladı.

Mengen Aşçılık Anadolu Otelcilik ve Turizm Meslek Lisesi Uygulama Restoranı

Kartalkaya dönüşü Eren, Selçuk, Giray, Emi, Ufuk ve Serin ile birlikte Mengen üzerinden geçerek meşhur Mengenli ustaların yetiştiği yeri denemeye karar verdik. Mengen’in ana caddesindeki tabelaları izleyerek kolayca Uygulama Otel ve Restoranı’nı bulduk. Okulun ve yurdun hemen yanıbaşında, tertipli bir mekan.

Masamıza oturur oturmaz menüyü incelemeye başladık. Fiyatların düşüklüğü özellikle İstanbul’a alışkın olanlar için takdire şayandı. Şefgarson menüdeki seçenekler konusunda bilgi verdi, ara sıcaklarda yardımcı oldu.

Yemeğe günün çorbası olan yayla çorbası ile başladık. Leziz, kıvamlı ve iştah açıcı idi. Çoban salatası biraz hayal kırıklığı yarattı. Mevsim sebebi ile domatesin lezzetli olması beklenemez, fakat fazla iri doğranmış salatanın tadı olmuyor. Yeşil salata ise pek kimsenin rağbet etmediği kırmızı lahanasının bolluğu haricinde güzeldi. Ara sıcak olarak kaşar pane, dışı kıtır, içi erimiş ve lezizdi. Sigara börekleri ince yufkadan yapılmış, çok düzgün sarılıp tam kıvamında kızartılmıştı. Bir taraftan ara sıcakları atıştırırken bir taraftan da etrafımızı inceledik. Ambiyans ve dekorasyon oldukça basit fakat dikkati çekecek şekilde pırıl pırıl. Bizden başka sadece bir masa daha vardı. Yan masadaki şarap şişesinin boynuna peçetenin doğru şekilde takılmış olduğu dikkatimizi çekti. Servisin hızı, masa düzeninin özeni gayet iyiydi. Öte yandan ara sıcak ve salata çeşitlerinin klasikliği dikkatimizi çekti. Uygulama restoranı olduğundan daha deneysel bir şeyler beklemiştik.

Ana yemeklerden Mengen usulü biftek, kaşarlı külbastı ve adını tam hatırlayamadığım, kabak ve havuçtan oluşan sebze karışımı ile sarılıp, galeta ununda kızartılarak sos ile servis edilen tavuk yedik. Tavuk iyi pişmiş, sebze karışımı lezzetli ve kızartılması kıvamında idi. Mengen usulü biftek, çok ince hale getirilen bifteğin ortasına sebze karışımı konulup pişirildikten sonra dilimlenerek üzerine “gravy” dökülmesinden oluşuyor. Şaşırtacak kadar hafif. Kaşarlı külbastı epey iri bir porsiyon. Et iyi pişmiş olmasına rağmen kuru değil.

Ana yemeklerden sonra çatlayacak hale gelmiş olmamıza rağmen tatlı istedik. Şefgarson tatlılarının kalmadığını söyleyerek meyve tabağı hazırlatmayı teklif etti. Portakal ve elmadan oluşan meyve tabağının çeşitsizliği konusunda özür diledi, ama açıkcası o noktada bizimki sahiden ağzının tadını bilmek noktasından çıkıp oburluk noktasına geldiğinden dolayı bence tatlı eksikliği iyi oldu.

Kahve isteyerek çoban salatasından sonra ikinci hayal kırıklığımızı yaşadık. Kahve tiryakisine de az telveli, oldukça duru ve lezzetsiz kahve verilmez ki… Yan masaya oturan birisinin önündeki tavşan kanı çay bardağını kıskanıp çay ısmarladık.

Yedi kişinin akşam yemeği, dört bira ve meşrubat dahil olmak üzere 100 YTL. Yolunuz Mengen civarlarına düşerse uğramaya değer.

Hamdi’de soğan kebabı

Emel’le Beril aldı beni, trafikte yavaş yavaş giderek vardık Eminönü’ne. Hava güzel olduğundan Hamdi’nin terası pek bir aydınlık ve ferahtı. Manzaranın güzelliği ortaya çıkmıştı. Yemekler ise gittikçe güzelleşti. İçli köfte özelliksiz, fındıktan bayağı daha büyük olan nar ekşili cevizli lahmacun daha iyi, soğan kebabı ve fıstıklı kebap iyi, şerbet içinde yüzdüğü halde çok tatlı olmayan herşeyi kıvamında künefe çok güzeldi. Soğan kebabının mevsimiymiş.
81,5 lira.

Cezayir’de dalak dolması

“Cezayir’de Ermeni yemekleri haftası varmış, bir akşam gidelim” dedi Deniz ve denk geldi, ilk günden gittik. Cezayir’in yeşil duvarlı lame deri iskemleli fine-dining (tercümesi: beyaz örtülü) kısmına ilk defa oturmuş oldum böylece.

Menüyü biraz değiştirip kısaltmışlar ama “1” böreği gibi favoriler duruyor. Bugün gördüğüm bir yazıdan hemen tahmin ettim ki Dilara Hanım geri dönmüş. Değişiklik ondandır. Ermeni yemekleri fiks menüsünden istedik dördümüz de. Topik/topaz delisi Deniz “ev topiğinden sonra yediğim en iyi topik” dedi. Tahinli mercimeği Selçukla Giray mercimek çorbasının susuz haline benzediği için pek bir sevdiler. Jülyen pancar turşusu ile süsledikleri sirkeli ıspanağı da Deniz’le ben sevdim. Midye dolmasının ve yaprak sarmasının bizim bildiğimizden nasıl farklı olduğunu garsona sormaya yeltendik ki yan masadaki adam atladı ve çok daha fazla soğanlı olduğunu söyledi. Yanında Tekirdağ içtiğimiz mezeleri beğendik. Ana yemek olarak dalak dolması veya papaz yahni arasından seçim yapmak gerekiyordu. Bir tek ben papaz yahni yani şarapta (?) pişmiş ciğer istedim. Dalağı ise iç pilavla doldurup, tekerlek tekerlek kesip kızartmışlar. Yanında pirinç de içeren ılık bir de sosu vardı. Ana yemekler çok heyecanlandırmadı. Anuş aburda yani ermeni usulü aşurede bol gülsuyu olması ve buğday, kayısı, nar ve fındık gibi az ve öz malzemeden ibaret olması hoşuma gitti. Ama hızla geldi, bayağı tatlıydı ve çayla kahveyle kendimize gelmeye çalıştık ardından.

Misafir aşçıların adları Nadia Abrahamyan ve Vartui Mısırlıyan. Pazartesi Cezayir boşça ve bence süper. Fiks menü 40 lira.

Giritli’de Pazar

Malum İstanbul’da iki Giritli balık lokantası var. Gerçek Giritli Armada otelin orada olan ‘Giritli.’ Yazın Bodrum Türkbükü’nde de açıyorlar. Pazar keyfi için Jülide, Ümit, Kenan gittik. Başlangıç olarak herkese tadımlık gelen deniz mahsullu şehriye pilavı lezizdi. Mezelerden deniz börülcesi, (2 tane daha adını hatırlayamadığım ot), balık pastırması, füme torik, soğanla marine çiğ levrek yedik. Ara sıcak olarak ahtapot ızgara ve kalamar yedik. Tıkandık, balık yiyemedik ama tatlı olarak parmak tatlısı ve üzerine elma rendelenmiş helva yedik. Yemekler gerçekten parmak yedirtecek cinsten; herşey kıvamında pişmiş, taze, ve tatlar harika.