Ali Usta’da karadutlu ve karamelli

Geçenlerde bakkaldan dondurma almıştım. Algida’dan kaymaklı. Üstüne creme de cassis (yine aksan eksik) döküp televizyon karşısında yedik. Bir top da bir kasede kalmış. Sabah bir kalktım ki o bir top dondurma aynen olduğu gibi duruyor. Gıda mühendisliği harikası olduğundan altından suyu akmış, şekli bozulmamış. Kıvamı da süngerle dandik krem şanti arası. Zaten bütün yaz üç kere dondurma yiyorum, bari sadece hakiki dondurma yiyeyim bundan sonra dedim kendi kendime. Kebapçıdan çıkınca Moda’yı akledivermekte zorlanmadım dolayısıyla. Ali Usta’nın dondurmacısı insan kaynıyordu. İki dondurma dolabı/buzdolabı/vitrininin arkasında da on kişi çalışıyordu. Şimdi “aman da insanımız demek yapaylığa hala (şapka eksik) direniyor, aman da ağızlarını tadını kaybetmiyorlar” diye romantik sosyolojik tespit yapmaya çalışmanın manası yok. Daha doğru tespit yaz akşamlarında Moda’da piyasa yapma ritüelinin devam ettiği, Ali Usta giderse sadece evrileceğidir. Ya da hakiki dondurmacılar yok olursa Ali Usta’nın son kalelerden biri olabileceğidir. Ahududulusu az ahududulu, karadutlusu iyi, karamellisi harikaydı. Topu 2 lira.

Çukurova Adana Kebapçısı’nda adana


Yine Selçuk’un kin tutar gibi hatırlayıp da hadi gidelim dediği yerlerden. Karşıda Sahrayıcedid’de Ömer Paşa Cad. No: 63. Harita bile basmış. Elimizle koymuş gibi bulduk. Kendi halinde bir kebapçı ama basmakalıp değil. Dışarıda oturamadık yer olmadığından. Yiyecek olarak bin türlü seçenek yok. Önce ezme salata, soğan piyazı, tulum peyniri ve roka aldık. Ardından bir adana, bir urfa. Kebabı çok iyi ama “iyi” kebapçılardakinden farklıydı: kuyruk yağı az, sanki kurabiye gibi ağızda dağılıyor. Diğerleri gibi içki içmediğimizden uzatmadan kalktık. Böyle yalın, sade olsun yemek işi. Kısa menü, iyi yemek, efendi servis yeter. 34 lira

Sofyalı 9’da fincan böreği

“Fış fış kayıkçı / Kayıkçının küreği / Akşama fincan böreği.” Hep fincan böreğinin ne olduğunu merak ederdim. Birkaç yıl önce Sofyalı 9’da yedim ilk defa. Başka bir yerde de görmedim daha sonra. Bugün bir daha yedim. Mayalı hamurunun üstüne fincan kapayarak kesip kızartılıyor. Zeynep’le güzel güzel meyhane keyfi yaptık. Peynir, kavun, muhammara, fincan böreği, barbunya pilaki, bir de şimdi hatırlamadığım bir balık. Bir şişe beyaz şarap. Giriş katında içeride oturduğumuz halde, garson bana kocaman bir karabina verdi, çantamı sandalyeye kilitleyeyim diye. O kadar hırsızlık oluyor demek ki. Burası da ne zaman ve kiminle gidersem gideyim, her seferinde memnun kaldığım, mutlu ayrıldığım bir yer. Yazın dışarıda oturabilmek için rezervasyon gerek. 79 lira

Girne Cafe’de cacık

Öğlen yemeği için tıp fakültesinin oditoryumundan çıkıp Cerrahpaşa mahallesinde, Fındıkzade yönüne doğru yaklaşık bir 10 dakika yürüdükten sonra, ileride daha ilginç bir yer olmayacağını anlayıp geri dönmek üzereydim ki, su almak için durduğum yeri beğendim. Dışarıda döner, vitrinde su böreği ve pide vardı. İçeride de kuru fasulye pilav ve zeytinyağlılar gördüm, oturdum. Oturunca cacık ve pizza ve sütlaç da olduğunu gördüm ama öyle “her birşeyi yaparız, ne yemek olsa yaparız abi” modelinden çok belli ki zamanla müşteri taleplerine göre çeşitlendirmişler. Temiz de bir yer. Öğrencilere % 10 indirimli. Ben kuru fasulye ve cacık yedim. Cacığın hıyarları rende değil, tavla zarı büyüklüğünde doğranmış, dereotlu, kuru naneli. Artık bu kadarını bile bulmak zor ya, o yüzden anlatıyorum. Resimde gördüğünüz (göreceğiniz) aynanın içinde Kıbrıs şeklinde kesme/süs var, onu çekmeye çalıştım. 4 lira.

Sade Kahve’de kahvaltı


Yazın ortasında, pazar sabahı 10:30’da sahilde yollar bomboşken Emi, Serin, ben bastık gittik Rumelihisarı’na. Amma ve lakin Hisar dolu. Park etmek de zor. Başka yerlerde yine var oturacak yer ama Sade Kahve dolu. Bekleyenlere liste yapmışlar, sırayla alıyor. Evet, evet pazar saat 10:30’da. Neyse ki iki dakikaya Esin geldi, onunla konuşurken üç dakika içinde bize masa açıldı. Tam oturduk ki Emel de geldi. Amma ve lakin bir sebebi var buranın bu kadar dolu olmasının. Sadece kahvaltının, yumurtaların iyi olması değil. Taze portakal suyunun gerçekten taze portakal suyu olması değil. İçimiz geçen çiböreklerin de tahminen iyi olması değil. Karpuzun güzel ve soğuk olması değil. Servis de iyi ama o da değil. Bence esas sebebi canlı müzik: bir adam arp çalıyordu. Bir garson alkışlayıp da dikkat çekene kadar ihtimal bile vermemiştim. İşletmenin anlayışını çok güzel yansıttığı için, esas sebep arp çalınması. Kalabalıklaşıp sıcaklaşınca kaçtık. 25er lira.

Maci’de sezar salatası

Vallahi Maci’yi beğendiğim için pek toz kondurasım gelmiyor ama sezar salatasını hiç yakıştıramadım. Önceden anlaştığımız halde ben salak gibi unutup, ofise yemek ısmarladığımızda erken erken yediğim için, Seha ve Yonca’yla buluşmaya yine de gittim ama sadece tavuksuz sezar salatası ısmarladım. Sezar salatası basittir: marulla yapılır ve kendi özel ançuezli sosu vardır ama özel diye sosa bulamanın çok gereği yok. Yonca’nın da şnitselini beğenmemiş olmasına rağmen, bu seferlik görmezlikten gelmek istiyorum bu kusuru.

Great Hong Kong’da Menü A1

Ben Great Hong Kong’u sevmiyorum, sevmediğimi de yazmışımdır belki. Artık kitsch derecesinde klasik ve kasvetli dekoru, pahalı yemekleri ve girişinde hep Hong Kong mafyasını andırır bir tipler. Bu sefer tersine sahibinin çocukları, babalarının malıymış gibi girişte takılıyorlardı. Evet yine boşça, kasvetli ve pahalıydı ama ben sadece bir çorbaya fit olunca masaya makul miktarda yemek geldi. Giray’ın A1 menüsünde de çorba, çin böreği, fried rice ve acılı bir tavuk vardı. Tadları hiç kötü değildi, hesap da korkunç değildi, kötü değildi yani bu sefer. 27.5 lira.

Çiya’da zahter

ciya-737794.jpg
Geçen yıl Berent’in gazıyla blog’u açıp birkaç yazı yazdıktan sonra, ilk olarak ona gösterdim. O gazla da hala devam ediyorum. Nihayet o mutlu gün geldi: Berent de blog’a giriyor çünkü beraber yemek yedik. Kız turist ya, Çiya’ya götürelim de “aman ne güzel, aman ne güzel” desin diye düşündük. Sofrayı resimde gördüklerinizle donattırdık: patlıcanlı güveç, kuru patlıcan dolması, baş kavurma (bu da patlıcanlı), küllübaş kavurma, şiveydiz, bamya ekşisi. Zeynep’le Berent ortaokuldaki acıklı-tatlı hallerini yadedip gülerken bana yemeklerden sırayla tatmaya devam etmek düştü çünkü bende yok öyle bir hafıza. Bir seferinde Berent bir haftasonu Boston’a gelmişmiş, sonra Utku’yla beraber bize kahvaltıya gelmişlermiş, arada “güzeldi” diye anıyorlarmış. O haftasonu bende yok! Birkaç yıla da “Berent/Zeynep, sen, ben, Çiya’ya gitmiştik hani, dışarıda oturmuştuk, garson seninle çok yedin diye kibarca dalga geçmişti, yemekten sonra içmek için zahter ikram etmişti” diye anlatacaklar, ben de “ya, öyle mi, ne ilginç” diye bön bön bakacağım. En azından ellerinde yazılı delil var şimdi. Geyik bir yana, Çiya’ya ya öğlen yemekler tazeyken, kurumadan gitmek ya da yemeklere bakmayıp bir sefer de kebap ısmarlamak gerek.

www.ciya.com.tr

Güzelcehisar’da kahvaltı

Niye kimse söylemiyor böyle yerler olduğunu? Uzak olduğu doğru, Kavacık’ın ötesinde Otağtepe’nin de devamında, aşağı doğru inilen bir yerde. Ama Boğaz manzarası ve etrafındaki yeşillikle o kadar güzel bir yer ki. Benim gibi şehrin göbeğinde oturan için hele. Fuat, çiçeği burnunda karısı Yonca, Fuatgiller ve Yoncagiller’le kahvaltı ettik önce güzel güzel. Açık büfe olunca da iyi oluyormuş unutmuşuz. Onlar gidince geç gelenlerle kaldık, geyik yaptık. Sinan’ın blogumla dalga geçmesine maruz kaldım ama o dalga geçmelerin, kıskançlık ve iltifat olduğunu biliyorum en azından! Pazar brunch’ı 28.5 lira, kaşarlı tost 3.5 lira.