Udonya’da somon tataki

Geçenlerde bir doktor, kulağımın açılması için bir psödoefedrin yazdı, bir de sakız çiğnememi önerdi. “Sakızın belli bir markası var mı?” diye sordum, haklı olarak kızdı. Sen misin bu terbiyesizliği yapan. İki gün önce belimde bir kemiğin kırık olduğunu öğrendim, doktor fizik tedavi ve somon yememi önerdi! Bir süre somon okuyacaksınız ve benimle birlikte salmoned out olacaksınız. Aslında çoğunu evde yemek niyetindeyim, hatta tuzda somon yapmaya niyetliyim, kendini vaktinde davet ettirenler buyursun.

Uzun lafın kısası, durumumu öğrenen Selçuk “seni akşam somon yemeye götüreyim o zaman” dedi. Düşün taşın, Udonya’yı bulduk. Önce mini udon yani udon makarnalı küçük çorba ve miso çorbası içtik. Diğer yemekler gelene kadar edamame fasulyeleri pıtlattık. Sonra somon tataki, dana tataki, Selçuk’a en az 5 çeşit nigiri, bana somon saşimi geldi. Somonun iki türü de bana. Bir de ızgara olmamalıymış, kendi suyuyla pişmiş olmalıymış, Çiğ de olabilir. Tataki dışı ızgaraya “ce-e” demiş/değmiş et demekmiş, carpaccio gibi ince kesilip çok matah birşeymiş gibi konmuş tabağa. Yine de bir porsiyon (minimum 100 gr) saşimiden daha rahat iniyor mideye. Bu işten her istediğini ısmarlayan Selçuk’un karlı çıktığı kesin yani! Yemekler iyiydi. (130 lira)

Sıçanlı Meyhane’de 70’lerden özel fasıl

Bizim liseli biraderlerle yeniden buluşmayı becerdik sonunda. Avrupai olanlarımız mutlu olsunlar diye Boyacıköy’de Sıçanlı Meyhane’yi mekan belledik ve saatlerimizi 8:30’a senkronize ettik. Bir gittik ki mekan tabela değiştirmiş, asmış bir “Tarihi Çınaraltı Meyhanesi” tabelası. Hani iflas eden firmalar olur ya, tabela değişir başka birşey değişmez, belki o durumdur diye düşündüm. Belki de Belediyenin catering ihalelerine giriyordur?

Neyse, girdik içeri ve Barış’ın içi ısındı mekana hemen. Rakı içeceğini bildiği için mi yoksa kendisi gibi rakıcıların takıldığı bir mekan olduğu için mi bilinmez. Tam 70’lerin Yeşilçam filmlerindeki meyhanelerden. Tabii o zamanlar biz rakı muhabbeti yapamadığımız için kültür eksikliğimizi dram temalı Yeşilçam filmlerinden giderebildik, o yüzden filmlerdeki gibi diyorum. Yoksa o eski harbici meyhanelerden diyeceğim: duvarlar sararmış, mezelerin durduğu buzdolabının üstünde içinde etiketleri solmuş içki şişelerinin durduğu, etrafı renkli boru içindeki mini lambalarla aydınlarılmış bir dolap. Duvarlarda soluk eski İstanbul resimleri ve tanımadığım insanlardan melankolik ve aşka değer vecizeler ve mısralar. Bir de masa masa elinde kemanı ile dolaşan bir abi; bir isteğimizin olup olmadığını sordu: ne Barış, ne de Selim efkarlı, ben ise zaten bilmem! Yolladık abiyi, ama diğer masalardan hafif hafif geldi kemanının sesi.

Özette: Barbunya pilaki, patlıcan kızartma, közde kırmızı biber, midye dolma, lakerda, kavun, beyaz peynir, haydari, peynirli yeşil salata, arnavut ciğeri, çipura, levrek, iki küçük Tekirdağ, kahve, kelekçe karpuz; 3 kişi, 110 YTL. Yeniden gidilesi, güzelim arnavut ciğerinden yenilesi.

Yeniköy Kahvesi’nde güzel kahvaltı

Yeniköy Kahvesi'nde kahvaltıPazar kahvaltısı derdi bu sefer gayet güzel çözüldü. Yeniköy’de Emek diye çıktık yola, biri hani şu yukarıdakini deneyelim dedi ve böylece Yeniköy Kahvesi’ne gittik. Caddeden yukarıda, asmanın altında, sempatik ve antipatik çocuklar arasında güzel güzel kahvaltı ettik. İlk resimde benim aldığım Yeniköy Özel adlı çok başarılı kahvaltı tabağının domates, hıyar, zeytin, maydanoz ve kekik ve kızarmış ekmekli tarafını görüyorsunuz, birer dilim taze kaşar, tulum ve beyaz peynir olan tarafını görmüyorsunuz. Arkasında sırayla yine benim sahanda yumurtamı, Selçuk’un menemenini, portakal suyunu, Selin’in narlı portakal suyunu görüyorsunuz. Tostları, diğer menemenleri, Selçuk’un doymayıp tepkilere rağmen yediği çizburgeri, sayısız çayı, Begüm’ün filtre kahvesini, her birimizin Türk kahvelerini, tavla sefasını görmüyorsunuz. İkinci resimde oturduğumuz masada Boğaz’a doğru manzaramızı görüyorsunuz. Şanslıysanız, önde oturursanız Boğaz manzarası görebiliyorsunuz. (79 lira)Yeniköy Kahvesi'nden manzara

Kandilli Balıkçısı’nda soslu kalamar ızgara

Kandilli BalıkçısıBegüm’ün terfisini kutlamak için Cumartesi akşamüstü yer aranmaya başlayınca her yerler doluydu tabii ki. Neyse ki Kutluhan karşı komşusu Kandilli Balıkçısı’nı önerdi. Binanın çatı katındaki terasında da en baba köşeyi ayırtmış bize. Püfür püfür esiyordu, hatta Selin Binboa logolu şal almak durumda kaldı sırtına. Ağustos’ta bile böyleymiş. Manzarası da güzel, iki köprü arasında. Tıkış tıkış olmaması, herhangi bir balıkçı havası vermemesi, tıkır tıkır servisi hoşumuza gitti. Kutluhan’ın baştan uyardığı gibi yemekler özellikle iyi değil ama standart dışı biri iki şeyi olmasını beğendim ben. Kavun, peynir, patlıcan salatası, kırmızı biber, ahtapot salatası, kabak çiçeği dolması, salata, kalamar tava, tereyağlı karides, domatesli bir sos içinde gelen kalamar ızgara, yengeç köftesi, ortaya parça parça, kekikle kırmızı biberle süslenmiş deniz levreği tava, bol meyve, Selçuk’un ısrarı ile iki adet çikolatalı sufle. 1,5 yeşil Efe. Adam başı 64 lira.

Durak Büfe’den hamburger

İki üç seferdir öğle yemeği için dışarı çıkmak yerine Durak Büfe diye bir yerden ofise adam başı ya 5 ya 6 liraya ikişer hamburger, birer ayran ısmarlıyoruz. Kızılkayalar hamburgeri gibi birşey. Eti daha fazla karabiberli ama ekmeğini önce bir tost makinesinde kızarmışlar. Kızılkayalardakinin ekmeğinin o süngerimsi halini pek sevmediğimden bunu daha çok beğendim. Gayrettepe’de Süleyman bey Sokak. No: 4/A.