Urban’da somon salata

Geçen hafta Haluk Bey’in Barhop, the director’s cut‘ıyla burayı hatırlayıp, işletmecisine çok iyi aşçı diye tanıtılıp rezil olmamdan sonra, yemeklerini gizli gizli denemek için Laden’le geldim. Aç olmadığım için sadece somon salata yedim. Başka yerlerin nasıl rezil edebileceklerini bildiğim için iyiydi. Gerçi iyi somon salata nasıl olmalı ki? Seveni bilir. Salata, iki su, bir bira, 17 lira.

Zencefil’de maş çorbası

Sık sık söylüyorum, artık İstanbul’un kapasitesi İstanbul’un kalabalığını kaldırmıyor. Bir haftasonu Baykuş’a, bir haftasonu da Mojo’ya fazla kalabalık diye giremedik. Zencefil’e girdiğimizde yer bulduk ama birşeyler yedikten sonra rahat oturamadık çünkü ayakta yer bekleyen insanların ensemizdeydi. Sonra gittiğimiz Ara’da da yer bulamadık. Ama tabii gayet iyi biliyoruz ki bu dediğim bazı fazla popüler olmuş yerler için geçerliyken birçok yer haksızca sinek avlıyor. Daha sonra gittiğimiz Urban, gereksiz yere boşça olanlardan örneğin.

Ben maş çorbası içtim. İyi yapılmıştı ama pek potansiyeli olan birşey değil belli ki. Zeynep karışık bitki çayı içti. Laden sebzeli lazanya yedi. Üstüne koydukları domatesli sosun soğuk olmasına gerek yoktu. Yine de buranın lazanyası her daim başarılı tabii. (20,5 lira)

Cafe Bunka’da kareli pilav

Emi ve Serin’le buluşacaktık ama Zeynep’in öğle yemeği saati gelince, hem ona yakın hem de Selçuk’un ikna olabileceği Cafe Bunka’ya gittik. Emi ve Serin de sonra geldi. Kafe yeraltından giriş katına taşınmış ve yine her bir detayı japon japon. Hele o kalabalık ve çamurdan sonra çok huzur veriyor. Ama garson Japon bir bir kız değil, Türk bir erkekti!

Önce birer miso çorbası içtik. Selçuk da, Zeynep de, Emi de kareli pilav, yani köri soslu tavuk ve pilav aldılar. Ben ton balıklı salata yedim. Ortaya bir maki tabağı aldık. Buranın sushi fiyatları da Sushi and Noodle House gibi erişilebilir. Bayağı uzun süre oturduk. Memnun kaldık. Kalkarken garson erik şarabı ikram etmeleri, başta sıcak havlu vermeleri gibi ayrıntılar Japonların servis işini ne kadar iyi bildiklerini hatırlatıyor. (85 lira)

Neoclassic’te tori yaki soba

Beyoğlu’nda hep aynı yerlere gidiyor olmak, keşfedilesi yerler olmasına rağmen bir türlü gitmiyor olmak hissi, monoton düzenden daha sinir bozucu. Sırf yeni bir yere geldiğim için yazmak daha bir heyecanlı.

Yüksek tavanlı, iyi korunmuş, Melekler Kahvesi’ne benzer bir mekan olmasına rağmen yemek, servis ve müzik biraz hayal kırıklığı yaratıyor–ki ben müzik konusunda pek yorum yapmam, bilirsiniz. Garson bize 20 liraya bir şişe kırmızı Tılsım önerdi, aldık. Tam ne demek olduğunu, doğru yazılıp yazılmadığını bilmesek de adından heyecanlanıp bir “tori yaki soba” istedik. Tavuklu, soba erişteli ve bir şekilde uzak doğu tadları içeren birşey bekliyorduk. Domates soslu, kısa kısa sobaya benzeyen ama soba olmayan erişteli ama lezzetli bir tavuktu gelen. Beklentimiz olmasaydı çok daha memnun olacaktık. Akdeniz salatası, bildiğimiz mevsim salatasının biraz şıkı ve mısırlısı idi. Akdeniz salatası nedir bilmiyorum aslında ama bu değildi sanki. Sonda gelen meyve salatasını takdir ettik. Hem menüde meyve salatası gibi basit bir şey olduğu için hem de bol çeşit koydukları için. Yemekleri için tekrar gitmeyebilirim ve akıl haritama gireceği de şüpheli ama yenilik isteyen birilerini götürebilirim. (46 lira)

Küçük Ev’de kuru fasulye

Metrodan çıkıp kuaföre gitmeden önce, bir ara acıkacağımı bildiğim için hızla kuru fasulye yiyip ayran içtim. 11 lira tuttu. Valla kuru fasulye yumuşacıktı, Hacı Hüsrev’den aşağı kalır yanı yoktu. Ama asıl etkilendiğim temiz, modern dekoru, garsonların elindeki pos makineleri, kablosuz internet olması gibi şeylerdi. Alt tarafı çarşıdaki bir bol kepçeci için.

Rezene’de kabak kalye

Bir ara Giray’ın bir projesine iş yaparken öğlenleri geliyorduk buraya. Şişli’de olduğundan şimdi pek yolum düşmüyor. Bugün spordan çıktığımda beslenme saatim geldiğinden fırsat bilip gittim. Tarhana çorbası içtim, kabak kalye ve tavuk köftesi yedim. Tavuk köftesinin yanına pilav, patates istemiyorum deyince domates koydular. Burayı sevmemin sebebi, servis ve ev tipi lezzetli yemeklerinin yanısıra işlerini severek yapmaları: Özgün yemekleri var (ör. rezene çorbası), kilo ile baklava, mantı, yaprak sarma satıyorlar, gözleme ve çiğ börekleri cömert ve daha çok sattığı halde, diğerlerini bırakıp gözleme evine dönüşmüyorlar. (13 lira)

Umut Ocakbaşı’nın cacığı ve ezmesi

Emel benim yemeğe meraklı olduğumu söylediği için mi, gerçekten çok seçici olduğu için mi bilmiyorum ama Haluk Bey cacığın bir şeye benzemediğini ve çok kötü olduğu için en son gelen arkadaşı Ergin’e ezmeden teklif bile etmeyeceğini söyleyince, bir an şaşırdım. Yoksa ben yeterince seçici değil miydim de beğeniyordum burayı? Ama zaten buradan beklentimiz daha fazlası değil ki. Cacığı cacık değil, hıyar eklenmiş yoğurt olarak görmüştüm. O domatesli ve acılı şeyin hiç ezme olabileceğini düşünmemiş, başka ezmelerle karşılaştırmayı hayal edememiştim.

5 kişi: Emel, Haluk, Selçuk, Ergin, ben. 4 sebzeli, 1,5 ciğer, 2 kanat, bir büyük, 2 bira. 125 lira.

Özkonak’ta karnıyarık

Nedense Zeynep’le saat ikide evden çıkıp, o yağmurlu havada Piyerloti’ye gidip, yeni açılan teleferiğe binip, çay içip, 3:30 kadar Kabataş’a varabileceğimi hayal edip taksiye bindiysek de trafikten dolayı Fındıklı’da vazgeçip Boğazkesen’i gereksiz yere çıkıp geri indikten sonra şoföre kendimizi Cihangir’e bıraktırdığımızda, hızla birşey yemek gerekiyordu. Aynı yerde dolandığı için sinirlenme salaklığında bulunan şoföre benim daha da sinirlenmem kan şekerimin düştüğünü gösteriyordu. Ama Özkonak’ı akledebildim. Zeynep çıtırlığı bilip az karnıbahar ve az tas kebabıyla yetinirken ben karnıyarık ve pilav aldım. Yağlıydı biraz karnıyarık. Çay içecek zaman kalmadı. Üstüne üstlük Kabataş’ta danışma kurulu toplantısı benim yüzümden onbeş dakika geç başladı. 11,5 lira