Pangaltı’da Saray köftecisi

Pangaltı’da alışveriş işini bir an önce halledip eve dönmeye çalıştığım halde, Selçuk’a yakalandığım için ve öğle yemeği saati olduğu için, onun yemek tutturmasını hemen Saray köftecisine girerek hallettim. Tam metro çıkışında, hem mangalda inegöl köftesi yapıyor hem de tencere yemeği var. O köfte ve cacık yedi, bense sıcak etsiz bamya, bulgur pilavı ve yoğurt. Pilav salçadan lapalaşmış ama tadı var. Hesap 11 lira. Oralarda açken yemek yemek için iyi bir yer bence.

Beylerbeyi’nde sardalya

Kozyatağı’ndaki işimiz akşam 6’ya kadar sürdü ve Üsküdar’a vardığımızda Şule bira içecek, tıkınacak bir yere gitmemizi önerdi. Üsküdar’da bira biraz zor olduğu için, bir arkadaşının telefonla verdiği tavsiye üzerine kendimizi Beylerbeyi sahilinde, iskelenin arkasındaki lokantalardan İskele’de bulduk. Aralarında masa ve sandalyeleri en süslü olanı. Kızarmış sıcacık ekmekle ilk açlığı bastırdıktan sonra midye tava, mevsimin ilk sardalyalarını ve salata yedik, bira içtik. Özelliksiz ama düzgündü. Garsonlar profesyoneldi. Hesap 35 lira.

Masalara yavaş yavaş insanlar gelmeye başladı, hava karardı, Boğaz’da ışıklar yandı. Fazla uzatmadan kalktık.

Öğlen Bolu Et Lokantası

Şule’yle buluşup Kabataş’tan Üsküdar’a doğrudan takayla geçmektense Beşiktaş’a gittik, Bolu Et Lokantası’nda yedik. İlk defa herkesin öğle yemeğine çıktığı saate denk geldim. Kalabalıktı: tüm masalar, masalardaki tüm sandalyeler doluydu. Biz yemek seçene kadar bize iki kişilik bir masa ayarladılar, bağyanız ya! Kuzu etli güveç, zeytinyağlı taze fasulye, kadınbudu köfte, püre ve iç pilav yedik. 12,5 YTL hesap geldi. Burası sıcak yemek açısından Kanaat’ten daha iyi gibi geliyor bana, o kadar yağlı da değil. Şımarıp bütün sokağa yayılmamış, fabrikalaşmamış olmaları da hoşuma gidiyor.

Pan Cafe’de salatalı sos

Yine Selçuk’un kahvaltısı benim öğle yemeğim olacak, hafif yemek yiyebileceğimiz, dışarıda oturabileceğimiz bir yer ararken Cihangir’de, fazla entel dantel olmasın diye Pan Cafe’ye gittik. Bir yanımızda fransızlar, arkamızda ispanyollar, diğer yanımızda Aylin (kızıl saçlı, çıtkırıldım rockçu?) ve Cem Adrian ile entel dantelden kaçamadık. Yemekler ise hafif değildi. Tulumlu cevizli salata da ton balıklı salata da fazla sosa bulanmış, fazla roka ve fesleğenliydi. Taze fasulyeyi tatlı niyetine yedim. Paçanga böreği de başka ortamda batmazdı belki ama çok yağ çekmişti. Bana su yerine soda getirmeleri de artık bu durumda şaşırtıcı gelmedi. Aylin mercimek köftesi, Cem yaprak sarma yedi sadece. Bir bildikleri mi vardı acaba? Yediklerimizi unutmak için Firuzağa camisinin önünde entel çayı ve entel kahvesi içtik.

Şimdi’de şarap

Hünkar’dan sonra Dila’yla Şimdi’ye gittik. Üç kişiye bir Çankaya istedik. Yine on puan, on puan, şampuan! Soğutulmuş kadeh verdiler, şarap bizi buzda bekledi ve şarabın yanına beyaz leblebi, meyva, cips ve taze ceviz verdiler. Espresso hala 2 lira, su hala bedava, Gül hala orayı teftiş ediyor. Şimdi’yi seviyoruz.

Hünkar için bir çentik daha

Dila ile akşam yemeği için Nişantaşı’ndaki Hünkar’da buluştuk. Ben, onlar yemeklerini seçip terasa çıktıktan sonra vardığım için ilk defa aşağıda yemeklere bakmadan ısmarladım. İslim kebabı isteyip bamyadan feragat ettim. Dila Hünkar standardı beğendili kuzu tandırını silip süpürdü ama Selçuk nedense ayvalı yahnisini bitiremedi. Ben de denedim, ben de nedense çok etkilenmedim. Sonra da irmik hevlası, sakızlı muhallebi ve şekerpare.

CaffeHane’de patates salatası

Cihangir’deki bol kepçeyi hedeflerken, yeni bir yer deneyelim diye, Selçuk’la Taksim İlk Yardım’dan hemen önce, bahçesi olan CaffeHane adlı mekanı denedik. Bahçesi sakin, yeşil ve bol mumla aydınlatılmıştı. Menüyü görünce hemen bir iki artı puan verdik: karpuz ve peynir, karpuz ve kavun, tatar kahvesi*, vişne soda gibi yenilesi içilesi şeyler vardı. Selçuk’un fettucini alfredo‘su her ne kadar orijinal tarif olmayıp etli, kremalı, sebzeli bir fettucini idiyse de güzeldi. Benim bademli tavuğum ise fikir olarak ilginç olsa da galiba tavuğun dışını bademle birlikte portakal kabuğu ile de kapladıklarından sonuçta tutmayan bir seçim oldu. Ama yanında verdikleri patates salatası hem hafif hem de gayet lezzetli idi. Garsonumuz o gün biraz şaşkın olsa da yine giderim buraya.

* Tatar olduğum halde tatar kahvesi hiç duymamıştım. Kremalı türk kahvesi imiş. Bir ara gidip denemek gerek.

Saros’ta mevsimin ilk palamutu

Selçuk’la Osmanbey’de inşaata baktıktan sonra, benim öğle yemeğim onun kahvaltısı için Nişantaşı’ndaki Saros’a gittik. Oraya hep abuk saatlerde ve ikimiz gittiğimiz için garsonlar kaçamak yaptığımıza eminler herhalde. Kocaman salata, midye tava ve mevsimin ilk palamutunu yedik. Yaşasın av mevsimi! Yine de palamutlarımızı bitiremedik, paket yaptırdık. Ben bir daha anladım ki ben palamutun sadece çingene halini seviyorum. Paket olarak aldıklarımla köftesini deneyeceğim.

Bu arada mekanı küçültmüşler. Öğlen olmasına rağmen fazla müşteri yoktu. Ne beyaz Türkler ne esnaf keşfetmiş. Halbuki Nişantaşı’nda, yapmacıksız ve balık yapan bir yer. Fena mı işte, bizlere kalsın.