Yesek
İstanbul’da ne yesek, nerede yesek?
November 17, 2008 5:10 pm · Yazan: ege · Kategoriler Anadolu yakasında, Balık, Dışarıda / Bahçede, Meze, İlginç birşeyler
Coşkun Abi’nin tavsiyesiyle düştük Riva yollarına. Bu mekan, yıllarca Boğaz’ın en lüks balık restoralarında çalışmış Arap Bayram’ın işletmesini aldığı yeni mekan - Aranızda mutlaka kendisini tanıyanlar vardır. Çok güleryüzlü ve belli ki çalışkan bir insan, her şeyin mükemmel yürümesi için elinden geleni ardına koymuyor. Bizi de bütün misafirleri gibi en iyi şekilde ağırladı. Önden kekikli ve kırmızı biberli zeytinyağı içinde zeytinler, sonra karışık salata, közde patlıcan, marine levrek ve ahtapot salatası geldi. Ardından kalamar, güveçte teryağlı karides ve fener kavurma, yanında rakı ve beyaz şarap… Gel de yeme! Hepsi birbirinden lezzetli, hepsi birbirinden güzeldi. Bütün bunlar bitip de balığa sıra geldiğinde artık çoktan doymuştuk. Ama Bayram Bey’in ısrarları üzerine birer çinekop yedik, tazecikti. Üstüne meyvalar filan servis edildi. Ama ben o kategoride fazla varlık gösteremedim artık!

Riva’ya varır varmaz hemen solda, deniz kenarında bulunan Riva Yelken Balık Restoran’ın tamamı deniz kenarında yer alan 25 masası var. Yazın değil de bu mevsimde gidebildiğimiz için biraz üzülmedik desem yalan. Ama kapalı alanda da neredeyse 20 masa bulunuyor. Çok ferah, sıcak, tertemiz bir restoran. Riva deyince çok uzakmış gibi gelebilir ama o taraflarda trafik filan olmadığından çabucak ulaşılıyor. Suadiye’ye 23 km, Ataşehir’e 19 km, Acarkent ve Beykoz Konakları’na ise sadece 10 dakika mesafedeymiş diye not almışım. Arap Bayram’ın verdiği diğer bilgiler: Tamamı Karadeniz’den gelen, taze mi taze olta balıkları servis ediliyor ve müessesenin bir diğer özelliği de menüsünde yer alan kalkan tandır (Bunu bir de karşıda Kahraman yapıyormuş.) Uzun lafın kısası burası anlatmakla bitmez, mutlaka gidip keşfetmeniz lazım. Boğaz’dakinden hem daha lezzetli hem de daha taze balıkları yarı fiyatına yemek için değmez mi?
Hesap kişi başı ortalama 50 YTL.
Adres: Riva Denizciler Mah. no 1, Riva, Beykoz
Telefon: 0 216 319 12 83
November 17, 2008 5:09 pm · Yazan: emin · Kategoriler Balık, Beşiktaş'ta, Meyhanede
Geçen hafta cuma akşamı 10 kişi Beşiktaş Çarşı’da rakı içip birşeyler yemeye karar verdik. Ben ikisini de bilmiyordum ama Ahtapot mu Turgut mu derken çok da kalabalık değiliz diye Turgut’a karar verildi.
10 kişi biraz dar ve cuma akşamı tıklım tıklım dolu olam müesseseye sıkışaraktan yerleştik. Ortam serin, atmosfer sıcak, mezeler ise ortalama idi. Ahtapot taze değildi ama o kadar rakı ve meze üstüne artık porsiyon balık fazla geleceğinden yerine gelen çerez hamsi tava çok güzeldi.
Muhabbetin derinliğinden zaman zaman aksayan servisi farketmedik bile. 20:30′da girdik, 00:30′da çıktık. Son anda gelen fırında helva ya çok güzeldi ya da hesabı şaşan dubleler yüzünden bana öyle geldi.
Yan masanıza baca gibi sigara içen birileri düşmezse daha iyi olur ama meyhane ortamı olarak Yakup’a iyi alternatif, Refik’ten bence iyi.
Bonus: Yan masalarda iki rakı sonrası yumuşayıp ağır ağır şarkı söyleyen abiler.
November 15, 2008 2:03 pm · Yazan: eren · Kategoriler Klasik Türk yemeği, Nişantaşı-Teşvikiye'de, Sağlıklı birşeyler, Sebze
Babamı dışarıda yemeğe ancak Hünkar kozuyla ikna etmişken, yokuştan bir çıktık ki Hünkar’ın yerinde yeller esiyor. Daha doğrusu bütün bina boşaltılmış, pencereler sökülmüş falan. Zaten yan binayı da yıkmışlardı. Nişantaşı’na bir güneş gibi doğan Keten İnşaat buraya da el atmış. Alternatif üretmeye çalışırken gördük ki meğer “30 metre ilerideyiz” diye kağıt aşmışlar kapıya. Ohhh. Mühendis 30 metresi değil ama “bir sigara içimlik yol” 30 metresi. Ya DKNY’nın ya halıcının altı, merdivenle iniliyor.
Yeni geçici yeri, daha bir kutu kutu ve sade olduğundan hakiki esnaf lokantası havası gelmiş. Osmanbey’deki Tad’ın biraz daha şık, biraz daha pahalısı gibi. Aynı zamanda bildiğimiz Hünkar tabii. Yine müşterilerin yarısından fazlası turist. Garson aynı emektarlar. Yemekler hala harika. Meğer yemeklerin bir de tadı olması gerektiğini unutuyormuşuz, razı oluyormuşuz. Sağda solda tek çorba seçeneği diye istemeye istemeye içtiğim ezogelin meğer ne kadar lezzetli olabiliyormuş. Pazı, semizotu, ıspanak, pazı, semizotu, ıspanak, pazı , semizotu, ıspanak… hmm pazı olsun. Yoğurtlu pazı o kadar iyi ki yerken diğer ikisini yemediğime yanıyorum. Ayvalı yanhiye, beğendili tandıra iltifat etmeye gerek yok zaten. Yine de küçük Çankaya ile birlikte 3 kişiye 112 lira hesap görünce yine de afallamadan kalamadım. Onu da unutuyorum her seferinde.
November 11, 2008 6:16 pm · Yazan: burak · Kategoriler Etobura göre et, Kebap / Dürüm, Köfte, Meyhanede, Meze, Ocakbaşında, Pangaltı-Harbiye'de, Sağlıksız birşeyler, Yerel / Etnik yemekler
Taraftarlık müessesinde çok eski olsak da kombine rahatlığıyla geçen senelerden sonra adetten olmuş, maça rakı muhabbeti yapmadan gitmemeye çalışıyoruz. Pazar günü Trabzon maçı olunca Beyoğluna mı gidelim Samiyen yakınında mı takılalım derken Güler Ocakbaşında karar kıldık. Bu fırsatla Güler’i bilmeyen arkadaşları da Güler Ocakbaşıyla tanıştırmış olduk.
Pazar günü saat 3 gibi damladık Güler’e, sokağın bitirim havasıyla beraber mekanda pazar öğleden sonra olmasının bir sakinliği var. Yeni Rakıcıyız ama Yeşil Efe seven Caner’i bozmamak için Yeşil Efe içelim dedik ve bir büyük söyledik yanına da tabii acılı şalgam. Cevat abi meze olarak ne getirelim diye sorunca sen mi tepsiyi getirirsin biz mi bakalım derken en güseli gidip dolaba bakmak. Ortaya tulum peynir, gavurdağı, barbunya pilaki, yoğurtlu cevizli kabak, fırında yeni közlenmiş patlıcan, güveçte mantar, fındık lahmacun, söğüş, duble kuru cacık. Cevat abi, “abi bu kadar yeter başka bir şey yiyemeyeceksiniz” diye konuya girdi, tabii masadaki derin potansiyeli bir an unuttu. Mezeler geldikçe geliyor, Yusuf “olm bunları kim yiyecek” diye söylenip bizden önce götürüyor. Bu arada Beşiktaş maçının skoru geliyor masaya, Ahmet Usta da yanımıza gelip “bugün yenin bizi lider yapın” derdinde bir Beşiktaşlı olarak. Biz de “Ahmet abi bize ne yapacaksın” diyoruz sıcak olarak; Caner sakatatçı olarak “abi böbrek var mı?” diye atlıyor. “Olmaz mı?” Böbrekle başlıyoruz ki ben böbrek sevmem: böbrek lokum. Yerken bir porsiyon daha söylüyoruz. Bu arada fıstıklı kaşarlı kebap ocakta, çöp şiş ve kuzu şiş de masada. Biz hazma yardımcı olmak için rokaya dadanıyoruz Cevat abi bize roka yetiştirmekle meşgul, 4 veya 5 porsiyon roka geliyor. Bu arada biz 2. büyük rakıyı devirmişiz, bi ufak daha söyleyelim mi derdindeyiz bir ufak daha geliyor ama onu bitiremiyoruz maça yetişmemiz muamma, 20 dakika kaldı. Biz yine Güler Ocakbaşı’ndan memnun ayrılarak koşarak Samiyenin yolunu tutuyoruz.
Gecenin hediyesi 4 kişi 260 lira
November 11, 2008 6:08 pm · Yazan: eren · Kategoriler Börek, Şişli-Osmanbey'de
Eda, Bernardino, ben. İki kıymalı, iki su böreği, çok çay, süper muhabbet, bir seri ilanlar eki, görülmesi gereken 3 ev. Börek süper, öyle köşeleri kıtır lastik değil. Çalışanlar sempatik. 20 lira.

Kürt böreğinin üstüne dökmek üzere hazırlanmış pudra şekeri torbaları hakkında Eda “Eroin de ikramımız” diye espri yapınca aklıma rafine şekerin ne kadar zararlı birşey olduğunu anlatan bir yazıdaki laf geldi: “Eroin kadar saf.”
Harita
November 5, 2008 11:36 am · Yazan: ege · Kategoriler Bağdat Caddesi civarında, Köfte
Dün dişi bir rambo misali evin 5 yıllık alışverişini yapıp yüklenmişken bir sonraki ada vapuruna hala 40 dakka olduğunu acıyla farkettim. Nerde yesem diye bakınırken Bostancı’nın belediyecilik şaheseri kaldırımları ayakkabımın sadece 1 cm yükseklikteki topuğunu yiyerek kopardı. Böyle sersefil, elimde külçe gibi market torbaları ve tek topuk eksik, kendimi Üçel Adapazarı Islama Köfte’cisine attım.
Bu ön bilgileri şu yüzden verdim: Ağlamak üzere girdiğim köftecide resmen huzur ve tevekkül karşıladı beni. Sakin, temiz, müziksiz, kendi halinde bir ortam. Hızlı ve güzel servis. Güleryüzlü garson. Hazır menülerden birini kendime göre modifiye ettim, hiç nazlanmadılar. Salataya soğan ister miyim diye sordular, yanına hem limon hem sirke getirdiler, tam kararında bir de acı sos servis ettiler. Köfteler de gecikmedi. Küçük küçük köfteler yağlı büyük bir dilim ekmek üstünde, yanında soğan, közlenmiş biber ve domateslerle geldi. Meğer ıslama köftenin ıslak unsuru köfte değil yanında gelen ekmeklermiş. Ekmek dilimlerini kemik suyu, tatlı toz biber ve sıvı yağlı bir karışıma banıp ısıtarak getiriyorlar. O yağ sıvı yağ değil de tereyağı olsa bence daha da muhteşem olur ama ukalalık etmedim tabi. Üstüne çay ikram etmek istediler ama artık kalkma vaktim gelmişti.
Yanına bir de ayranla 1 porsiyon köfte ve çoban salata 10 YTL. Tek topukla da olsa tok ve mutlu çıktım.
November 4, 2008 1:15 pm · Yazan: ceyda · Kategoriler Boğaz'da, Kafede
Abracadabra’nın yemeklerini seviyorum, önceden söyleyeyim. Ama ne var ki bu sevgi, bütün gece gelmeyen yemeğime, hesaba -yenilip içilmediği halde- fazladan yazılmış bir şişe şaraba ve bir humusa ve de aşırı kazık fiyatlı bir doğumgünü pastasına (8 kişilik pasta 100 ya da 120 YTL) sinirlenmemi engelleyemedi.
Geçtiğimiz cumartesi gecesinin sonunda, 9 kişi olarak, 6 ana yemek, 1 peynir tabağı, 1 patates kroket, 1 humus, 3 şişe şarap, 1 şişe rakı, 1 kokteyl, 2 kola, 1-2 çay & kahve ve de 1 pasta karşılığında yaklaşık 800 YTL hesapla karşılaştık. Neredeyiz anlamadım ki?
November 3, 2008 2:43 pm · Yazan: ege · Kategoriler Dışarıda / Bahçede, Etobura göre et, Klasik Türk yemeği, Köfte, Pizza, Sebze, Yerel / Etnik yemekler, Çorba, İlginç birşeyler
Bu öğlen yeni lezzetlere açılalım dedik. Galata Kulesi’nin dibindeki Kiva Han’a gittik. Hakan daha önce gitmiş, kefil oldu. Bense yemeklere şöyle bir bakar bakmaz, Çiya ayarı bi yerde olduğumuzu hemen farkettim - Çiya entry’mi hatırlayanlar mesajı aldı. Ama gelmiş bulunduk bir kere…
Nispeten az riskli tercihler yaptım: Az ayvalı köfte, az patlıcanlı köfte, biber dolması, yoğurt ve yeşil ayran istedim. Yeşil ayran muhtelif otlarla hafifçe yeşile çalan ama otları içinde göremediğimiz bir şey, ilginçti. Köfteler özelliksizdi, ayvayı köftenin yanında yemek gereksizdi - çünkü epey tatlıydılar. Üstüne ayva tatlısı yiyerek ayvayla az evvel yaşadığım kötü anıyı hemen sildim. Ayva tatlısı güzeldi.
Ben bu ıstırapları yaşarken Selin, Songül ve Hakan halinden memnundu. Ah’lar oh’lar eşliğinde bulgur pilavlarına, muhtelif sarma ve dolmalara gömülmüş vaziyetteydiler. Bulgur pilavını çok beğendiler ama içinden taş çıktı. Etli sarma ağır dedi Songül. Selin erikli sarmayı beğendi. Dolmaların güzelliği konusunda hepimiz mutabakata vardık. Hakan yemeğin üstüne yeşil su diye bir şey içti, bana da içirdi, böyle bizim gibi (yani hayvanlar gibi) yerseniz ve üstüne yine de bir şeyler içesiniz gelirse için. Hiç fena değil.
Hesaplar: Ben 27 ödedim, onu yazayım, siz anlayın. Öğle menüsü için çok gereksiz bir macera oldu. Tatlı filan yediği için Hakan da 20′li bir şeyler ödedi. Selin ve Songül daha az ödediler, 10-15 arası. Benim yarım porsiyon köftenin 5 YTL olması biraz turistik bir tercih olmuş sanki. Gerçi kötülemek de istemem, bu tip yağlı, salçalı yöresel yemeklerle aranız iyiyse Kiva Han’dan memnun kalabilirsiniz.
October 31, 2008 5:36 pm · Yazan: eren · Kategoriler Kategori Dışı Yazılar

Bekir’in rozbifli sandviçinin bu prodüksiyonlu resmini Aydın çekti sağolsun. Sunum biraz fazla numnum-midpoint-kitchenette sunumunu andırmıyor mu? Tamirane’nin menüsü bence biraz “conceptsizlikten” (ilk harfi k değil c olarak telaffuz ediniz) muzdarip. Hamburgerin concept’i ekmeğinin pide ekmeği, pardon, eü, pita ekmeği oluşu. Deniz mahsüllü makarnanın concept’i papardellesinin kendini lazanya zannetmesi. Yine de domates çorbası soğuk kaseye konunca soğumuş olmakla birlikte, lezzetli, öz hakiki domatesli. Yayla da iyi. Menü, bir tek iki köfte büyüklüğünde, adı üstünde atıştırmalık olmasına rağmen 11 lira olan az pişmiş ton balığıyla kendini aşıyor.

Dekorasyonda concept eksikliği yok. Santralken bir ara tamirhaneymiş ya; ondan dolayı logosu çatal ve çekiçli, garsonları tulumlu, bir köşede bu fotoğraftaki garip masa var. DJ de kendini pek bir ciddiye alıyordu, Yasemin’le pek eğlendik. Aslı “servis yavaştır” dedi ve şaşırtmadılar. Aslı aynı zamanda dedi ki “yazın dışarıda oturmak pek keyiflidir.” Biz toplantı diye yağmurlu bir günde geldik, eü, Silahtarağa’ya. Halbuki siz güzel bir günde gelir, dışarıda oturur, iki sergi gezerseniz benim kadar mızıldanmazsınız belki.
www.tamirane.com
October 26, 2008 6:49 pm · Yazan: eren · Kategoriler Kategori Dışı Yazılar
Erhan bey bir süre önce “sitenize yorum yazmak ve sürekli takip etmek için, herhangi üyelik sisteminiz var mı?” diye sormuştu. Cevabını yazmaya başlayıp henüz yayınlamamıştım ama şimdi blogger.com kapanınca tam da sırasıdır. Yesek’e istediğiniz gibi yorum yazabilirsiniz. Sadece hem küfürlü hem de yemek/mekan hakkında kayda değer birşey demeyen yorumları silebilirim.
Ancak siteyi sürekli takip etmek için reader öneririm. Nasıl e-postada Ahmet bana bugün birşey göndermiş mi diye onun bilgisayarındaki kutusuna, Mehmet göndermiş mi diye onun kutusuna tek tek gidip bakmıyorsunuz, postalar sizin”Gelen Kutusu”na geliyor. Blog yazıları için de aynı mantıkla çalışan reader‘lar var. Ahmet bugün yazı yazmış mı diye onun sitesine, Mehmet bugün yazı yazmış mı diye onun sitesine tek tek bakacağınıza yeni yazıların hepsi bir yere toplanıyor. Abonelik sistemi yani. Şu anda blogger’daki bloglara zaten gidip bakamadığınız için arka kapıdan girmek için iyi bir yöntem. Reader kullanmak için iki şey gerek:
1) Reader programı/sitesi. Ben www.google.com/reader (ki Türkçesi de var), www.netvibes.com ve www.bloglines.com biliyorum, ilkini kullanıyorum.
2) Takip etmek istediğiniz sitenin RSS feed‘i. Yani yeni yazı eklendiğini reader‘ınıza söyleyecek olan zımbırtı. Genelde şu cici işaretle link verilen adres oluyor:

Yesek’te sol üstte bunun mavilisi var mesela ve link verdiği yer http://www.yesek.com/?feed=rss. Yesek’in bir nevi resmi feed adresi. Gayrıresmi bir şekilde www.yesek.com yazsanız da reader‘ınız büyük ihtimalle feed‘i kendiliğinden bulacaktır. Allahtan blogspot için de gayrıresmi adres yetiyor. Yani mesela Google Reader’da Abonelik Ekle bölümüne kelimeyiyen.blogspot.com yazarsanız, bu blog’a eklenen her yeni yazı reader‘da görünecektir. Geri doğru da gidiyor.
Reader meader bilen insanlar için tekrar veya ilkokul üç olduysa affola. Ama iki denizyıldızı çevirip denize atabilirsem, iki kişinin blogspot yazılarını okumaya devam etmelerini sağlayabilirsem ne ala.
Daha eski yazılar »